-Yufkan var mı?
-Var var
-Peynirin var mi?
-Var var
-Biraz da enerjin var mı?
-Olmaz mı 🙂
Ne duruyoruz? Börek yapalım, hadi börek yapalım.
-Yufkan var mı?
-Var var
-Peynirin var mi?
-Var var
-Biraz da enerjin var mı?
-Olmaz mı 🙂
Ne duruyoruz? Börek yapalım, hadi börek yapalım.
“Kahveyi gece kadar karanlık cehennem kadar sıcak ve kadın kadar tatlı içeceksin” dermiş Kolombiya ata sözü.
“Kahve cehennem kadar kara, ölüm kadar kuvvetli, sevgi kadar tatlı olmalı.” demiş Türk ata sözü.
Gerçekten Kolombiya ya da Türkler kahveye dair böyle ata sözleri söylemiş mi bilmem fakat her iki sözün de ilk iki önermesini kabul edebilirim. Evet kahve koyu ve sıcaksa güzeldir ama bence tatlı olma işini kurabiyelere, keklere, çikolatalara bırakalım ki kahvenin yanında ağzımızı talandıracak bir şeyler olsun.
Kereviz; Bitkiler aleminin en kimsesiz, en yalnız, en suskun sebzesi, ne kadar zavallı…
Dolaptan yemek yapmak için çıkarınca mutfak tezgahının üzerine koydum 3 tanecik kerevizimi. Tam o esnada ismini telaffuz ettiğimde yüzünü buruşturanları gördü. Böyle bir duruma maruz kalmasın diye ne kadar çok dikkat etmiştim oysa ki. Biraz fazlaca üzülmüş olmalı ki poşetini açtığımda ıslak ıslaktı içi ve ağladığı belli oluyordu nemlenmiş gözeneklerinden. Üzülme dedim, “sadece ona ona üzülmedim ki” dedi. Peki neyin var? dedim “kimse beni sevmiyor” diye başladı anlatmaya. Onunla aynı tencerede pişe bilme ihtimali olan, dolapta yan yana durduğu sebzeler bile ötekileştirmiş onu sebzelikte. “Seninle aynı tencereye gireceğime çürürüm daha iyi” demişler. Kokusunu da alıp uzak bir kenara çekildiğinde sadece dere otu varmış o ağlarken tel yapraklarını kerevizin sırtına pıt pıt vurup “merak etme ben yanında dururum” diyen. Kerevizin yeşillikleri ile dere otu birbirlerine sarılıp birlikte ağlamışlar aynı poşetin içinde.
Bitki, insan demeden tüm alemin birlik olup bu sebzeye yaşattığı dışlama ona ve onun göz yaşlarına arkadaş olan dere otu yapraklarına emsalsiz bir dayanışma ruhu katmış olmalı ki birlikte olmaktan vazgeçmek istemediler. Ben onları yemelik kıvama getirmeye hazırlayıncaya kadar, kendini daha fazla yalnız hissetmesin zavallı kerevizim diye onun seçtiği arkadaş ve benim seçtiğim ön yargısız arkadaşlar ile pişirmeden bir şeyler yapmaya karar verdim. Kendisine salata olacağını söylediğimde öyle çok mutlu oldu ki “hızlı rendelersen kararmam bile senin için” dedi. Kar beyazı gülümseyişli pırıl pırıl parlayan kerevizler ile cevizli yoğurtlu hardallı muhteşem bir salata oldu.
“Karnıbahar mı? Iııyk kim yer onu? Pişerken bile iğrenç kokuyor, böyle bir sebze olmamalı! Olsa bile buna sebze deyip yemek için enerji sarf etmemeli!” cümlelerinin havalarda uçuştuğu bir diyarda yaşıyorum ben. Bütün bu olumsuz yorumlara rağmen karnıbaharı sevdirme ve yedirebilme savaşını tüm kalbimle sürdürürken hardallı yoğurtlu karnıbahar salatası en favorileri tariflerimden biri oldu. Hal bu ki ben küçükken annem bana “aa bak çiçek yemeği yaptım” demişti bende bayıla bayıla yemiştim. Kızartmasını bile görmeye tahammül edemeyenler var aramızda. “Az yağ, az kilo” savunup lezzetli yemekler yapabilmek tamamen deneysel çalışmaları gerektiriyor ve biliyorsunuz ki tadı muhteşem olan her şey ya zararlı oluyor ya da kilo yapıyor. Evdekiler mi? Onlar bu güzelim diyet yemeğe kıvırdıkları burunlarını yesinler.
Bu sefer de yöresel bir lezzet ile baş başayız. Türkiye’nin pek çok yöresi kendince sahiplenip kimisi düğünlerde koca kazanlarda pişirir, kimisi ise bayram sabahı kahvaltılarında haşhaşlı çörek ile servis eder ki bizim oralarda böyledir;
Yepyeni uydurulmuş, pişirilmiş ve tadına doyulamamış bir tarifle daha yayındayım. Karidesli enginar, ne havalı bir isim değil mi? Görüntüsü de çok havalı…
“Şimdi canımız börek çekti ve evde de şifa olsun diye 1 gr yufka kalmadıysa ne yaparız?” sorusuna cevap vermek için dolabı açıp karıştırmaya başladığmı, bulduklarım ile pişirmek istediklerim hakkında kurduğum hayalleri anlatmaya kalksam oooo….
Neyse ki aklımdan geçenlerin hepsini birden denemeye kakmak yerine gözüme bir paket hazır alınmış baklava yufkası çarptı ve o yufkayı gayet akıllı uslu değerlendirecek kadar o gün aklım başımdaydı. Malum o yufkalar ile karidesli ananaslı tart da yapmaya kalkabilirdim, yaptım diye ben yerdim de başka yiyen bulabilir miydim bilmiyorum 🙂
Biraz da makul akıllı tariflerden bahsedeyim ki her öğün ahtapot, karides, havyar yediğim zannedilmesin. Ben de gayet orta direk bir memur ailesinde büyüdüm de sonradan her şeyi deneyeceğim öğreneceğim diye kendi kendime delirdim.
Bir vermediğim yemek tarifi kalmıştı onuda ekleyeyim bari 🙂
Yemek tarifi derken öyle kuru fasulye falan anlatmayı çok isterdim ama malum her yerde her şekilde bulabilirsiniz bu tarz tarifleri. “Ahtapot salatası, enginarlı karides vs. ” koyayım ben ya, ne garip ne tuhaf şey varsa yer alsın burada ki “bu ahtapot nasıl piştiğinde yumuşacık olur” sorusunun cevabını kolay bulsun merak edenler. Malum ben deneye deneye buldum ve çok deneme gerektirdi.
Ben bu salatanın tadını çok çok sevsem de canlı ahtapot ile haşır huşur olmayı cesaret edemediğimden dondurulmuş olanlardan almayı tercih ediyorum. Gerçi Ankara’nın göbeğinde bu yaratıkların canlısını bulabilir miyim onuda pek bilmiyorum 🙂
Gördüğümü, duyduğumu, öğrendiğimi paylaşmadan duramıyorum ki…
Gözüme güzel görünen her şeyi, kulağıma hoş gelen her sesi, sanata dair görselliğe dair her bir şeyi tekrar tekrar insanların gözüne sokarcasına anlatma iç güdümü yenemiyorum kısaca. İşte bu muhteşem keşiflerimden biri daha; Obje fotoğrafçılığı….
Sizleri tanıştırmak istediğim insan, sıkıcı nesnelere can veren, renklendirip üzerine proje (Bent Objects) kuran adam Terry Border…
Minik minik objeleri bir araya getirip onlara güzel güzel kompozisyonlar hazırlayıp fotoğraflıyor kendisi… Okumaya devam et