Keşkek

Bu sefer de yöresel bir lezzet ile baş başayız. Türkiye’nin pek çok yöresi kendince sahiplenip kimisi düğünlerde koca kazanlarda pişirir, kimisi ise bayram sabahı kahvaltılarında haşhaşlı çörek ile servis eder ki bizim oralarda böyledir;

keşkek

Hiç yememiş ve görmemiş olanların ön yargı ile yaklaşmaması amacıyla ben farklı pişirdiğim modifiyeli keşkeği anlatma kararı aldım. Malum yiyenler ve bilenler tadına kötü diyemezler lakin görüntüsü konusunda kimse muhteşem görünüyor diyemiyor çünkü dürüst olmak gerekirse biraz bebek mamasına benziyor. İşte bu ön yargıyı yıkmak amacıyla içine birazcık salça atılınca görüntüsü biraz daha bulgur pilavını andırdığı için tabakta daha sevimli duruyor ve bence daha lezzetli oluyor.

Malzemeler;

1 büyük su bardağı aşurelik buğday (Yarma deriz biz, Erzincanlılar da gendime diyorlar) (1 büyük (300 ml) su bardağı buğday 185 gr=673 kcal)

5 su bardağı su

200 gr kemikli et (tercihen kaburga) (100 gr kuzu kaburga 235 kcal)

1 çorba kaşığı salça (30 kcal)

1 çorba kaşığı tereyağı (111 kcal)

Üzeri için;

1 çorba kaşığı tereyağı (111 Kcal)

1 çay kaşığı kırmızı  biber

Buğdayımızı bir gece önceden yıkayıp kendi ölçüsü ile 2 büyük subardağı su yardımıyla ıslatıp bırakıyoruz.

Pişirme zamanı geldiğinde düdüklü tenceremize 1 çorba kaşığı tereyağını ve etimizi koyup şöyle hafiften çeviriyoruz ve daha sonra buğday (ısladığımız suyu süzmeden suyu ile birlikte) salçamızı ekliyoruz. Buğdayı ölçtüğümüz bardak ile 3 su bardağı daha su ve keyfimize göre tuz ekleyip düdüklümüzün kapağını kapatıyoruz. Düdüklü ötmeye başladıktan sonra 1 saat kaynadığında ortaya çıkan görüntümüz işte bu oluyor;

keşkek

Gönül isterdi ki evimizin hemen köşesinde bir taş fırın olsaydı, gündüzden ekmeğimizi çöreğimizi yapıp, akşam üstü sıcak fırına keşkeğimizi çömlek*  ile koysak da taa sabahına alıp dövsek ama malum elimizde olanlar ile yetinmeliyiz.

Not*:Çömlek; nasıl anlatsam ki? Anforanın düz diplisi, tam olarak bu;

çömle

Keşkeğin esas özelliği güçlü kolları olan birilerinin eline kocaman bir kaşık alarak karıştıra karıştıra eti kemiğinden ayırıp içinde hiç kemik kalmayacak şekilde kemiklerini ayıklaması ki tabaklara koyulduğunda kaşıklayanların ağzına kemik batmasın 🙂 Bu eylem keşkek dövmek diye tabir edilir ki koca kaşıkla zavallı keşkek gerçekten pat pat dövülür. Bu dövülme esnasında buğday ve et tamamen iç içe geçtiği için yerken ağzınızdaki buğdayı ve eti ayırt etmeniz mümkün olmuyor. Tenceredeki görüntüden bambaşka bir şekilde tabaklarda canlanıyor keşkek. Peki evde bu dövme eylemini nasıl gerçekleştiriyoruz? diye bir soru gelirse aklınıza benim çok pratik bir cevabım var; Mikser 🙂 Yanlış okumadınız mikser ile çırpıyoruz, yaşasın teknoloji.

Benim 1 saat pişirdiğime bakmayın ağzıma gelen buğdaylar daha yumuşak, görüntüsü daha özlenmiş olsun derseniz bir 15 dakika daha  pişire bilirsiniz (ben yakmaktan korktuğum için 1 saatte kapattım).

Son olarak tabaklara koyduğumuzda üzerine eritilmiş tereyağı içinde kızdırılmış biber ekiyoruz. Kısaca benim buralarda da keşkek böyle görünüyor;

keşkek

Afiyet olsun…

Toplam kalori 1365 Kcal,

4 porsiyona denk geldiği düşünülürse 1 porsiyon 342 kcal. (Bu kalori çöreksiz halde bir de haşhaşlı çörek eklenince ortaya çıkan bombayı ben düşünmeyeceğim siz düşünün :))

Bir de merak edenler için keşkeğin  KEŞKEK olma hikayesi;

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa vaktiyle eşi ve ailesiyle köyü Marınca’ya gelmiş. Aksilik bu ya Kızı Fatma Hanım Marınca’da tamamen iştahının kapanmasına ve hiç bir şey yiyip içememesine neden olan bir rahatsızlığa yakalanmış.

Bu rahatsızlık 1 haftalık sureyi aşınca Paşa’yı çok ciddi bir sıkıntı sarmış, doktor ve hekimlere derhal haber ederek kızının rahatsızlığına çare aranmaya başlamış. Bir türlü sonuç alamayınca Paşa;

“Kim ki kızım Fatma’yı iyi ederse ciddi şekilde ödüllendireceğim, kim ki aynı niyetle gelir de başaramazsa ciddi şekilde cezalandıracağım.” buyurmuş.

İstanbul’da yaşayan Uzakdoğulu saray hekimleri bile Fatma hanımin sıhhati için buraya gelmişler lakin bir türlü çare bulunamamış. En son Merzifon’un yayla köylerinde yaşayan karı koca çobanlık yapan yaşlı bir çift, “Biz Fatma hanıma yemek yediririz”, diye köşke gelmişlerdir. Paşanın çok fazla bir seçeneği kalmadığı için son çare çoban karı kocaya izin vermiş.

Dibekte dövülerek kabuğu alınmış tane diri buğdayın içine 3 gün aç bırakılan (içinin temizlenmesi acısından) kesilmiş dişi ördeği koyarak fırına vermişler. Pasa ve ailesi dört gözle yemeğin pişmesini beklerken ikide bir hiddetlenen Paşa, “Bre bu yemek nasıl yemek. Saatler olmuş daha pişmedi mi?” diye sorgularken sabaha karşı fırından alınan yemek sıcaklığı ile tahta kaşıkla bir süre vurularak eritildikten sonra Fatma hanımın yattığı odanın içinde kömürlü kahve mangalında tereyağı eritilmiş acı biber salçası ile yemeğin sosu yapılmıştır. Tabi bu esnada odayı tamamen tereyağı kokusu sarmış.

Tereyağı ve acı biberli sosu yaşlı çoban Fatma hanımın dudaklarına kaşıkla sürdüğü zaman, Fatma hanım kendine gelerek diliyle dudaklarındaki sosu yalayarak tadına bakmış ve “Rüyam da bir yemek yedim daha önce hiç böyle yemek yememiştim, o yemekten yemek istiyorum”. deyince Paşa bir küçük çocuk edasında sevinerek havalara uçmuş. Yaşlı çobanda hemen buğdayın üzerine sosu dökerek Fatma Hanım’a yedirmeye başlamış. Tabi paşanın kızı yemeğini yiyip iyileşme belirtileri gösterince Paşa ve yanındaki yaverleri sofraya oturmuşlar ve Paşa emir buyurmuş;  “Bu yemek nasıl yemektir getirin hele bizde bir tadalım.”

Hemen hizmetli cariyeler tarafından kalan aş sofraya konmuş. Tabi beş kişiden oluşan Paşa ve yaverleri birer ikişer kaşık alınca aş bitmiş. Paşa, “ Getirin hele biraz daha getirin ne de güzelmiş bu aş” deyince üzülerek başka kalmadığını söylemişler. Paşa bu defa içini çekerek; “KEŞKE biraz daha yapsaydınız.” demiş.

Bu arada paşanın yardımcısı; “Paşam yemeğin adı bundan sonra KEŞKE mi olsun?” diye sormuş.  Paşada; “Evet bu yemeğin ismi bundan sonra KEŞKEK olsun” dermiş ve bu konuda fermanımdır diyerek ; bu yemek bundan sonra KEŞKEK diye anıla, isteyen sabah öğlen akşam yiye, bayramlarda düğünlerde nişanlarda nikahlarda zengin fakir demeden her hanede KEŞKEK yapıla, bu günden itibaren kırk gün konağımda halka KEŞKEK dağıtıla, diyerek fermanın o tarihten itibaren uygulanmasını istemiş.

Yemeği yaparak kızını iyileştiren çoban çifte Paşa cömertliğini ve minnetkarlığını ödül olarak kendi köylerinde iyi bir ev, iki ayrı ahir ve istedikleri kadar küçükbaş büyük baş hayvan vererek göstermiş. Bu sebeple tüm Türkiye’de meşhur olmasına rağmen esas Merzifon’un vazgeçilmezleri arasındadır keşkek.

 

Bu yazı Genel, Ham hum kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir