Avokadolu kek

avokadolu kek

Avokado armut degildir. Hart diye ısırmayın!!

Isırdınız mı yoksa? Kediyi merak öldürür derler ama bu ısırık sadece mide bulandıracak. Geçmiş olsun ömrü hayatınızda avokadoyu sevip sağlıklı bir tüketim yapma zevkinden tamamen mahrum kaldınız. Çünkü ağzınızda hafif nemli bir sabuntadı kaldı ve her yeşil yuvarlak bir şey gördüğünüzde buna kelek de dahil bu nemli sabun lezzetinin size hissettirdiğini zihniniz geri çağıracak. Hayır hayır “çekirdeği mi yenecekti acaba?” diye düşünmenize de gerek yok.

Havalı cümleler kurup Amerikan armudu mu desem? Öyle armut gibi katur kutur da yeme şansı da yok ki bu mereti. Anavatanı Orta Amerika ülkeleri olan bu yağlı meyveyi çok da bilmiyor olmamız gayet normal, çünkü topraklarımıza ikinci kere geleli sadece 62 senecik olmuş. Hatırlar mısınız bilmem, biz küçükken muzlar da küçüktü ve sadece 31 Aralık’ta alınıp yılbaşlarında yenirdi. Sonra büyüdükçe öğrendim ki meğer bilmediğimiz daha neler neler varmış da, kapalı ekonomi politikası adı verilen bir ekonomi düzeninde gelişmeye çalışan ülkemizin içinde bulunduğu yoksunluklar nedeniyle bizim haberimiz yokmuş. Gerçi dışa kapalı ekonomi, savaştan tazecik çıkmış genç cumhuriyetimizin zorunlu bir tercihi miydi yoksa yürümeye zorladığı bir yol muydu bu konuda yorum yapabilecek kadar  ekonomi bilgim yok fakat bildiğim kadarıyla 1929 ekonomik bunalımından sonra bu kapalı ekonomi uygulamasına geçilmişti. Onun öncesinde, genç Cumhuriyetimizin ilk iktisat kongresinde çıkan kararlar açık ekonomiye (liberal ekonomi) uygundu. Herhangi bir gelişme sağlandı mı ya da  o günün şartlarında sağlanması da mümkün müydü bilinmez. Kapalı ekonomi sistemi ekonomisi zayıf ülkeler için denenmiş, kullanılmış,  hayatın pratiğinden çıkmış bir ekonomi modelidir. Bilgi teknolojilerinin alıp yürüdüğü bu gün için bütünüyle uygulanması mümkün görünmemekle birlikte iktisadi düşünce tarihinde önemli bir yeri var. Gencecik cumhuriyetin  de o günün şartlarında seçilebilecek bir başka yolu yokmuş sanırım. Turgut Özal’ın mimarlığını yaptığı ve Demirel hükümetinin de uygulamaya koyduğu  Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin dışa kapalı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçirildiği  1980 de alınan 24 Ocak kararları ile birlikte bilmediğim meyvelerin çoğunu öğrendim. Hatta bu kapalılık politikasının sadece ekonomiyi kapsamadığını ilerleyen yaşlarda fark ettim.

Avokadonun Türkler ile ilk buluşmasından bahsedelim azıcık. t24 haber sitesinden Fırat Yağmurlu’nun yazdıklarına göre Molla Kamil Efendi hicri 1099 (miladi 1688) yılının Şaban ayında Yanya Mutasarrıfı Kızıl Rıza Paşa’nın üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ailesinin din âlimi olmasını istemesine rağmen müspet ilimlerle ilgilenmeye başlamış, büyüklerinin tüm itirazlarına rağmen babasından kalan mirasla Önce Roma, daha sonra Paris’e giderek eğitimini buralarda sürdürmüş. Burada özellikle nebatiye ve ziraat ilimleri ile iştigal eden Kamil Efendi memlekete, İstanbul’a dönmüş, ağabeyinin aracılığı ile sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamış. Zamanla bilgisi, çalışkanlığı ve azmi ile Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın dikkatini çeken Kamil Efendi’nin hayatını değiştiren olay ise 1720 senesinde meydana gelmiş. Bu tarihte İstanbul yöresindeki lale bahçelerinde anlaşılmaz bir hastalık tüm laleleri perişan etmeye başlayınca; Sadaret tarafından görevlendirilen Kamil Efendi, öğrenmiş olduğu ilmi ve fenni yöntemlerle hastalığı tespit ve tedavi ederek devrin sultanı III. Ahmet tarafından takdir ve taltif edilmiş, “Halaskaran-ı lalezar” lakabı ile saray çevresinin aranan simaları arasına girmiş.

Molla Kamil Efendi kendisine mükâfat olarak ihsan edilen Yalova’daki arazisinde fenni ziraat usulleri kullanarak tecrübelerde bulunmaya girişmiş. Bu tecrübelerin en ilginci ise daha önce Fransa’da görüp çok beğendiği avokado meyvesini Anadolu koşullarında yetiştirme çabasıymış. Uzun uğraşılar ve melezleştirmeler sonucunda Yalova iklimine dayanıklı avokado yetiştirmeyi başarmış ve mahsulünü bir risale ile saraya takdim etmiş. Meyvenin tadını beğenen Damat İbrahim Paşa verdiği davetlerde avokadoyu ikram etmeye başlamış ve moda haline gelen bu egzotik yiyecek kısa zamanda İstanbul seçkinleri tarafından benimsenerek sofralardaki yerini almış. Molla Kamil Efendi’nin mesut zamanları ve avokadonun Osmanlı serüveni maalesef 1730 yılının Eylül ayında patlak veren Patrona Halil ayaklanması ile son bulmuş. İsyancılar hamisi Damat İbrahim Paşa ile birlikte Kamil Efendi’yi de olmadık zulümle halletmiş, ayaklanmaya katılan bir grubun  telkini ile avokadonun timsah ile armut ağacının cimasından mahsul olduğu söylentisi yayılmış;  Mekruh olduğu, Müslüman memlekette ziraatı ve yenilmesinin caiz olmadığı fetvası verilerek Yalova’daki tüm ağaçlar yakılarak tahrip edilmiş. Böylelikle Türk tarihinin belki bu ilk modern tarım denemesi, bir grup isyancı tarafından durdurulmuş ve avokadonun tekrar ülkemize girişi ancak yaklaşık 250 yıl sonra olabilmiş.

Bu günden tam atmış küsür yıl önce 1953’de aslında Alanyalı olan Antalya milletvekili Ahmet TOKUŞ bir sebeple bulunduğu Amerika ülkesi Şili’ den 2 adet avokado fidesi getirip kendi bahçesine dikmiş. Başta süs sanıyorlarmış bunu. Meyvelerin olgunlaştığını görüyorlarmış ama yenebilir olduğunu bilmedikleri için büyüyen meyveler hiçbir işe yaramıyorlarmış. Hatta isminin de ne olduğunu bilmedikleri için yağlı görünen meyvelere bakıp “Yağ Ağacı” adını koymuşlar. Daha sonra  ingilizcedeki Avocado ismini türkçeleştirerek Avokado demişler.

Aslında biz Türk’lerin bu meyve ile tanışmasının geç olmuş olması toplum genetiğimiz için gayet sağlıklı bile olmuş olabilir. Çünkü ortalama bir avokadoda 200-300 kalori bulunuyor ve bu kalorinin çoğunluğu yağlardan geliyor. Görüntüsü meyve gibi olup aslında dünyada sebze olarak kabul gören avokado diğer sebzelere nazaran hatrı sayilir miktarda yağ içeriyor. Tanesinde yaklasik 20 gram yağ bulunmakta. Bu yağların %80’inden çoğu doymamış yağlardan, omega 3, omega 6, linoleik asit ve oleik asit'ten olustuğu için içeriğinde bulunan protein, mineral ve vitaminler küçük çocukların ve hamile bayanların dengeli ve sağlıklı beslenmelerinde çok gerekli olan maddelermiş. Vücudun karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında düzenleyici olarak görev yapmaktaymış.  Kabıza karşı etkili, bağışıklık sistemini güçlendirici, içerdiği doymamış yağ asitleri sayesinde kanda kolesterolün yükselmesini önleyen dolayısıyla kalp ve damar hastalıkları için en iyi doğal ilaç olan, vücutta toksit maddeleri etkisiz hale getiren, yaşlılığa yol açan zararlı maddeleri yok eden avokado,  yaşlanma sürecini yavaşlatarak hastalıkları önlemede önemli rol oynamaktaymış. Bizler bunu bu sağlık unsurları ile tüketmeye devam etmeyeceğimiz için Osmanlı mutfağı kapsamında avokado sadece sarayca deneyimlenmek yerine halka kadar ulaşabilmiş bir yiyecek olsaydı kadın iş gücünü eve kapatan anlayış sebebiyle canı sıkılan hanımlarımız çörekti börekti hepsinde kullanıverirdi, bu da günümüze türklerin daha tombik bireyler olması olarak yansıyabilirdi.

Bu timsahdan olma yeşil arkadaş Patrona Halil’cilerin iddiasının aksine armut ile değil elma ile can ciğer kuszu sarmasıdır. Ham avokadoların poşetine 1  elma koyup bekletirseniz ilginç bir şekilde daha çabuk mayışıp olgunlaşırlar, birbirlerini görünce aşka gelirler. Anamur’da bahçeden topladığım taş gibi avokadoların olgunlaşmasını 2 hafta bekleyip gene de sonuç alamamışken annemin tavsiyesi üzerine ben denedim oldu.

avokado nasıl yenir?

Olgunlaştığında yumuş yumuş bir hal alacağı için ve vitamini kabuğunda olan meyveler kapsamında olmadığı için önce avakado kavun-karpuz gibi, dikine olacak şekilde  ortasından çepeçevre ikiye kesilir ve birbirinde ayrılır. Ne olduğuna anlam veremediğimiz çekirdeği bir tarafa yapışık kalır, bunu bıçak dürtmesi ile çıkartırız. Çekirdeği bir işimize yaramayacak ama eğer ben bunu dikerim ağaç ederim diye bir amacınız varsa benim çekirdekler çimlendiğinde koyarım buraya nasıl yaptığımı oradan baka baka yaparsınız. Bir kaşık ile yumuşak ve yeşil kısım kolayca dış kabuğundan sıyrılır, istenirse bir tabağa bosaltılır. Uygulamalı görmem lazım diyenler lütfen buraya bir baksın. Lütfen dedim ayol bi kibarlık geldi sanki üstüme şu an. Her yararlı besin gibi bunun da çok mühim belirgin bir lezzeti yok, bunca sağlıklı unsuru içinde bulunduran bir yiyecekten sucuklu yumurta tadı beklemek de biraz hayal perestlik olur kabul etmeliyiz.  Ben çoğunlukla içine limon sıkıp, tuzlayıp baharatlayıp öyle kaşık kaşık yiyorum. Tamam canım durumun farkındayım birbirimizi kandırmanın alemi yok, benim de üzerime tuz karabiber, pul biber, sarımsak koysanız benim de giderim olur ama internette bakayım neler varmış derken bu tarifte bahsedeceğim kek ile karşılaştım. Malum kek ve kurabiye söz konusu olduğunda dayanılmaz bir deneme isteği hasıl oluyor içimde ve çok sayıda aldığım ve hepsi aynı anda olgunlaşmış olan avokadoların bir kaçını bu tarifte kullanayım dedim.

Malzemeler;

Kek için;

1+1/2 tane  avokado

1 yemek kaşığı limon suyu

225 gr tereyağı (1 cup)

1 cup şeker (200 gr)

1 çay kaşığı vanilya

1 tutam tuz

4 yumurta

2+1/2 cup un (350 gr)

½ cup fındık unu (Ya da 50 gr çok iyi çekilmiş fındık)

1 paket kabartma tozu

50 ml (yarım çay bardağı) süt

 avokadolu-kek-nasil-yapilir

Glazür için;

2/3 cup (105 gr) pudra şekeri

3 yemek kaşığı limon suyu

2 yemek kaşığı kabak çekirdeği içi

Yumuşamış olgun avokadolar yukarıdaki bahsettiğim yöntemle kabuğundan ve çekirdeğinden ayrılıp iyice ezilir ve içine limon eklenerek krema kıvamına getirilir. Bu avokado püresine oda sıcaklığındaki tereyağı, şeker, vanilya ve tuz eklenerek iyice çırpılır. Yumurtalar tek tek eklenerek çırpmaya devam edilir.

Ayrı bir kasede un, kabartma tozu ve fındık unu karıştırılır. Kek hamuruna önce süt, sonra bu toz karışım ilave edilerek karıştırılır.

Yağlanmış unlanmış ya da içerisine yağlı kağıt serilmiş baton kek kalıbına kek hamuru dökülerek önceden ıstılmış 180’C lik fırında ilk olarak 1 saat, sonra fırın ısısını 150’C ye indirerek artı bir yarım saat daha pişirilir.  Benim kek kalıbım küçük olduğu için hamurun çok gelenlerini cup kek kalıbına koydum, bundakiler daha çabuk pişti tabi. Keki soğuduğunda kalıptan çıkarmaya özen gösterin, benim gibi acele edip sıcak keki parçalamayın.

avokadolu-baton-kek

Glazür için de pudra şekeri ve limonu çırpıp, katılaşmadan kekin üzerine dökersek işlem tamamdır. Bundan sonrası sadece görsel kaygı ile süsleme amacı taşıyor. İster üzerine kırılmış fındık koyun ister, antep fıstığı, ister kabak çekirdeği işi sizin bileceğiniz iş.

 

Afiyet olsun

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Genel, Ham hum kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir